|
Mondros
Mütarekesi
İzmir'in İşgali
Mütareke
Görüşmeleri
Birinci
Dünya Savaşı’na Almanya, Avusturya-Macaristan ve
Bulgaristan’ın oluşturduğu İttifak Devletleri Grubu’nda
savaşa katılan Osmanlı Devleti’nin durumu 1918 yılına
gelindiğinde pek iç açıcı değildi. 1911 yılından beri sürekli
savaşmakta olan Osmanlı Devleti, son büyük savaşta insan ve
malzeme kaynaklarının çoğunu tüketmek zorunda kalmış,
devletin temel dayanağı olan Anadolu, sosyal ve ekonomik açıdan
çökmüştü. Aktif iş gücünün askerlik hizmetinde bulunuyor
olması nedeniyle üretim düşmüş, fiyatlar alabildiğine yükselmiş,
yoksulluk artmıştı. Ekonomik çöküntü, sosyal çöküntüyü
de beraberinde getirmiş; ordudan kaçan askerlerin gruplar
halinde soygun, talan vb. suçları işlemesi nedeniyle devlet
otoritesi kalmamıştı.
Savaşın
İttifak Devletleri grubunun aleyhine sonuçlanacağı 1918 yılının
ortalarına doğru anlaşılmaya başlanmış; hatta Osmanlı
Sadrazamı Talat Paşa, 3 Eylül 1918’de Avrupa’ya yaptığı
seyahatinde müttefiklerin barış hakkındaki düşüncelerini öğrenmeye
çalışmıştı. Ancak bu çabalardan bir sonuç alınamamıştı.
1918
yılının Ekim ayından başlayarak; savaşta birlikte çarpıştığımız
müttefiklerimiz, mütareke yapmak için değişik kanallardan İtilâf
Devletleri’ne başvurmaya başlamışlardı. Bunun üzerine,
Talat Paşa hükümeti 8 Ekim 1918’de istifa etmişti. 4 Temmuz
1918’de Osmanlı tahtına oturmuş olan Sultan Vahdettin, yeni hükümeti
kurma görevini Tevfik Paşa’ya vermişti. Ancak, Tevfik Paşa’nın
hükümet kuramaması üzerine hükümeti kurma görevi Ahmet İzzet
Paşa’ya verilmişti.
Ahmet
İzzet Paşa, memleketin içinde bulunduğu kritik durumu göz önünde
tutarak, vakit kaybetmeksizin, bütün gayreti ile bir mütareke
imzalamak için çalışmalara başlamıştı. Çünkü İngilizler
ve Fransızlar, Trakya’da yedi tümenlik yeni bir askerî kuvvet
oluşturmaya başlamışlardı. Bu kuvvetlerin İstanbul ve boğazlar
üzerine yürümesine mani olmak isteyen İzzet Paşa, mütareke
çalışmalarını hızlandırmıştı. Hatta 5 Ekim 1918’de barış
yapma isteğimiz A.B.D. Başkanı Wilson’a değişik kanallardan
iletilmiş, ancak müsbet bir cevap alınamamıştı.
Ahmet
İzzet Paşa, 19 Ekim 1918’de Meclis-i Mebusanda okuduğu hükümet
proğramında yapılacak bir mütarekenin temel esaslarını
ortaya koymaya çalışmıştı. Ahmet İzzet Paşa “Amerika
Reisği Cumhuru tarafından ilân edilmiş olan hak ve adil
esaslarına müstenit bir sulhü kemâl-i hulus ile kabul edeceğiz”
diyerek Wilson prensipleri çerçevesinde bir barış yapabileceğimizi
belirtmişti.
Ahmet
İzzet Paşa Hükümeti’nin mütareke yapma yollarını arayıp,
bir türlü muvaffak olamadığı sıralarda; Kutülammâre’de
esir düşerek Büyükada’da esirlik günlerini geçiren İngiliz
Generali Townshend, eskiden beri tanıdığı ve hükümette
Bahriye Nazırlığı görevinde bulunan Rauf Bey’e bir mektup göndererek
“esirliği süresince gördüğü hoş ve şerefli muameleye karşılık
olarak, İngiltere ile müzakerelere girişildiği takdirde,
Osmanlı Hükümetine yardıma hazır olduğunu” bildirdi.
İngiliz
Generalinin bu müracaatı, Osmanlı Hükümeti’nce bulunmaz bir
fırsat telakki edildi. Çünkü, Hükümet, mütareke yapabilmek
için çeşitli yollardan teşebbüse geçmiş, fakat olumlu bir
sonuç alamamıştı. Bu nedenle Townshend’in teklifine sıcak
bakılmış ve 17 Ekim 1918’de Sadrazam Ahmet İzzet Paşa,
Bahriye Nazırı Rauf Bey ve General Townshend arasında bir görüşme
yapılmıştı. İngiliz yetkililer ile görüşen General
Townshend, bu girişimden olumlu sonuç aldı.
Diğer
taraftan İngiliz Hükümeti de Osmanlı Hükümeti ile yapılacak
bir mütarekenin sadece kendi delegelerinin katılacağı görüşmelerle
yapılmasını istemekteydi. Bu nedenle, Osmanlı Devleti’nin mütareke
teklifini kabul etmiş ve Akdeniz Filosu Komutanı Vis Amiral
Calthorpe’ye İngiltere adına mütareke görüşmelerini başlatması
konusunda yetki vermişti. Amiral Calthorpe de Osmanlı Sadrazamı
Ahmet İzzet Paşa’ya bir an önce Osmanlı delegelerinin mütareke
için Mondros’a gönderilmesini isteyen bir mektup gönderdi.
Mütarekenin
İmzalanması ve Hükümleri
Amiral
Calthorpe’nin bu mektubu üzerine Padişah Vahdettin’le görüşen
Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, bir heyet teşkil etti. Heyete
Bahriye Nazırı Rauf Bey, Hariciye Müsteşarı Reşat Hikmet
Bey, o zaman İzmir’de bulunan Erkân-ı Harp yarbaylarından
Sadullah Bey’ler seçildi.
26
Ekim 1918’de Limni Adası’nın Mondros Limanına ulaşan
heyetimiz, 27 Ekim 1918’de İngilizlerin meşhur Agemennon zırhlısında
görüşmelere başladı. İlk oturumda -önceden Osmanlı
heyetine verilmemiş olan- mütarekename projesi metni okunarak
maddeleri üzerinde görüşmelere geçildi. Beş oturum olarak
yapılan görüşmeler sonucunda, 30 Ekim 1918’de çalışmalar
tamamlanmış ve mütareke aynı gün akşamı saat 20. 00’de
imzalanmıştır.
30
Ekim 1918 günü İtilâf Devletleri adına İngiliz Akdeniz
Filosu Komutanı Vis Amiral Calthorpe ile Osmanlı Devleti adına
Rauf, Reşat Hikmet ve Sadullah Bey’lerin imzaladıkları
Mondros Mütarekenamesi 25 maddeden oluşmaktaydı.
Türk
Milletinin kaderini büyük ölçüde etkileyen ve altıyüz küsur
yıllık Osmanlı Devleti’nin sonunu da hazırlayan Mondros Mütarekesi’nin
en ağır maddeleri, ya da sık sık ihlâlinden şikayet edilen
maddeleri şunlardır:
Madde
1. Karadeniz’e geçiş için, Çanakkale ve Karadeniz Boğazlarının
açılması ve Karadeniz’e geçiş güvenliğinin sağlanması için
Çanakkale ve Karadeniz İstihkamlarının müttefikler tarafından
işgali.
Madde
5. Hudutların korunması ve iç güvenliğin sağlanması için,
lüzum görülecek askerî kuvvetten fazlasının derhal terhisi (İşbu
askerî kuvvetin sayısı ve durumu İtilâf Hükümetleri tarafından
Devlet-i Aliye ile müzakere edildikten sonra kararlaştırılacaktır.
)
Madde
7. Müttefikler (İtilâf devletleri), güvenliklerini tehdit
edecek durumda stratejik noktalarını işgal hakkına sahip
olacaklardır.
Madde
10. Toros Tünellerinin Müttefikler tarafından işgali.
Madde
12. Hükümet haberleşmeleri dışındaki telsiz ve kablolar İtilâf
devletleri memurları tarafından denetlenecektir.
Madde
15. Bütün demiryollarına İtilâf kontrol subayları memur
edilecektir.
Madde
20. Beşinci madde gereğince terhis edilecek Osmanlı
kuvvetlerine ait teçhizat, silah, cephane ve nakil vasıtalarının
kullanma tarzına ait verilecek malumata riayet olunacaktır.
Madde
21. İtilâf devletlerinin menfaatlerini korumak için İaşe
Nezaretinde İtilâf mümessilleri bulunacak ve kendilerine bu
yolda gerekli görülecek bütün bilgiler verilecektir.
Madde
24. Vilayat-i Sittede (İngilizce metinde altı Ermeni vilayeti
olarak geçen bu vilayetlerimiz şunlardı:Erzurum, Van, Harput,
Diyarbakır, Sivas, Bitlis) karışıklık çıkması halinde bu
vilayetlerin bir kısmının işgal hakkını İtilaf devletleri
muhafaza ederler.
İtilâf
devletleri bu mütarekeye, dış görünüşte Osmanlı Devletini
ve Türk Milletini yokedici kayıtsız ve şartsız teslim hissini
verecek açık hükümler koymaktan dikkatle kaçınmışlardı.
Buna mukabil, savaş içinde aralarında imzaladıkları gizli
paylaşım projelerinin ve antlaşmalarının tatbik edilebilmesi
için de yoruma açık bir metin düzenlemek gayretlerini sarfetmişlerdi.
Mütarekenin
imzalanmasını her iki hükümet de kendi açısından bir başarı
saymıştı. Nitekim Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, Rauf Bey’e bir
teşekkür yazısı yazmış ve mütarekenin onaylanması amacıyla
Meslis-i Mebusan’da yaptığı konuşmada mütarekenin ılımlı
olduğunu söyleyerek, meclisin oy birliği ile mütarekeyi
onaylamasını sağlamıştı. Diğer taraftan, İngiliz Harp
Kabinesi de 31 Ekim’de Calthorpe’ye görüşmeleri “kudret
ve başarı ile yürüttüğü için” tebrik telgrafı göndermeye
karar vermiş; bilahare de Calthorpe’yi İngiltere’nin İstanbul’daki
“Yüksek Komiserliğine” getirmiştir.
Aslında
mütareke Osmanlılar için, diğer müttefik devletlerin yaptıkları
antlaşmalara bakarak daha hafif gibi görünüyorsa da,
uygulamada Türk Milleti için bir felaket habercisi olmuştur.
Mondros
Mütarekesi Hükümlerinin Uygulanması ve İşgaller
Mütareke
hükümlerinin esnek ve karmaşık olması bir çok güçlüklerin
çıkmasına yol açmıştır. Bu şartlardan yararlanan İtilâf
Devletleri, Osmanlı Devleti’ni parçalamak maksadıyla önceden
hazırladıkları gizli plânlarını artık açıkça uygulamaya
koyabileceklerdi.
Mütarekenin
imzalanmasından sonra İngilizler, Osmanlı topraklarını kolaylıkla
işgal edebilmek için, öncelikle Osmanlı Ordusu’nun dağıtılmasını
istemişlerdi. Bunun üzerine Ahmet İzzet Paşa Hükümeti, Ordu
komutanlarına yolladığı emirlerle, birliklerinin terhis işlemlerini
başlatmalarını ve müttefik işgallerine tepki göstermemelerini
istemişti.
Nitekim
mütarekenin 7.nci maddesini kendi arzu ve amaçları doğrultusunda
yorumlayan İtilaf devletleri Türk topraklarını işgale başladılar.
Henüz mütarekenin mürekkebi kurumadan 1 Kasım 1918’de İngilizlerin,
Türk olmayan halkın baskı altında olduğunu ileri sürerek
Musul’un 20 km güneyinde bulunan Hamamalîk’i işgal ettiler.
O bölgede bulunan 6. Türk Ordusu Komutanı Ali İhsan Paşa’nın
bu işgali şiddetle protesto etmesine rağmen, İngiliz askerî
kuvvetleri ilerlemeye devam ederek 3 Kasım 1918’de Musul’u işgal
ettiler. İşgallere tepki gösteren Ali İhsan Paşa da görevden
alınarak İstanbul’a çağrılacak ve tutuklanacak; bir süre
sonra da diğer tutuklananlarla birlikte Malta’ya sürgüne gönderilecektir.
Mütareke’nin
imzalandığı tarihte; yani 30 Ekim 1918’de Adana’da bulunan
Yıldırım Ordu Grubu Komutanlığı’na atanmış olan Mustafa
Kemal Paşa, Mondros Mütarekesi hükümlerine en sert tepkiyi gösteren
kişilerden biri olmuştu. Nitekim Mustafa Kemal Paşa, “bu hükümlerin
aynen uygulandığı takdirde bütün vatanın işgal ve istila
edilebileceği” gerçeğini görmüş ve bu konuda yetkilileri
uyarmaya çalışmıştı.
Musul’dan
sonra İngilizlerin İskenderun’a asker çıkaracaklarını ve
şehri işgal edeceklerini öğrenen Mustafa Kemal Paşa, buna
oldukça sert bir tepki gösterdi. Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya
gönderdiği telgraflarda,
bu işgallerin haksız olduğunu, İskenderun’a çıkacak
İngiliz kuvvetlerine karşı mücadele edeceğini bildirdi. Bunun
üzerine telaşlanan Ahmet İzzet Paşa, İngilizlerle olan ilişkinin
tekrar bir çatışmaya dönmemesi için Yıldırım Ordu
Grubu’nu lağvetti. Yetkisiz ve makamsız kalan Mustafa Kemal Paşa,
Harbiye Nezareti emrine alınmış ve İstanbul’a çağrılmıştı.
O da 7 Kasım 1918’de de İstanbul’a gitmek üzere trenle
Adana’dan ayrılmıştı.
Mustafa
Kemal Paşa’nın İstanbul’a gelmesinden sonra İngilizler İskenderun’u
9 Kasımda işgal ettiler.
6
Kasım’da Çanakkale’ye gelen bir İngiliz Heyeti ile yapılan
protokol ile, burada bulunan Türk askerî birliklerinin İstanbul’a
gönderilmesi kararlaştırılarak, silah ve cephaneler münasip
depolara yığıldı. Boğazları teslim almak amacıyla, 10 Kasım
1918’de İngilizler Çanakkale’ye girdiler ve şehri işgal
ettiler.
Diğer
taraftan 9ğ12 Kasım 1918 tarihleri arasında 73 parça savaş
gemisinden oluşan İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan savaş
gemileri Çanakkale Boğazı’ndan geçerek, 13 Kasım 1918 günü
İstanbul önlerine geldi ve Dolmabahçe önlerine dizildi. Böylece
Osmanlı Devleti’nin payitahtı olan İstanbul fiili bir işgale
maruz kaldı.
Bir
İtilâf devletleri donanması da İzmir limanı önlerine gelmişti.
İzmir’de bulunan 8. Türk Ordusu Komutanı Nurettin Paşa
direnmek için kuvvetlerinin takviye edilmesini İstanbul’dan
istemişti. Ancak, Harbiye Nezareti bunu kabul etmedi ve
kuvvetlerin terhisinde ısrar etti. İzmir’e giren İtilaf
Donanması burada “Abluka ve seyrüsefer Kumandanlığını”
kurdular.
Aralık
1918’de de Fransızlar, Dörtyol, Mersin, Osmaniye ve Adana’yı
işgal ettiler. İngilizler ise Batum, Antep, Konya istasyonunu,
Ocak ve Şubat 1919’da ise Maraş ve Bilecik, Mart’ta Samsun
ve Merzifon ile Urfa’yı, Nisan’da ise Kars’ı işgal
ettiler.
İtalyanlara
gelince, onlar başlangıçta işgaller için acele etmemişlerdi.
Ancak Paris Barış Konferansı ‘nda Yunanistan lehine olan gelişmeleri
görünce 28 Mart 1919’da Antalya, 4 Mayıs’ta Kuşadası, 11
Mayıs’ta da Fethiye, Bodrum ve Marmaris’i işgal ettiler.
Konya ve Akşehir’e kuvvet gönderdiler.
Mütareke
hükümlerine aykırı olarak yapılan bu işgallerin yanı sıra;
İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’un, İngiliz Avam
Kamarası’nda yaptığı bir konuşmada “Kürt, Arap, Ermeni,
Rum ve Yahudilerin Türk egemenliğinden kurtarılacağını” söylemesi,
İtilaf devletlerinin gerçek niyetlerini ortaya koyuyordu. İngilizler,
bilhassa azınlıkların bağımsızlıklarına yönelik vaatlerde
bulunarak onların Türklere karşı cephe almalarını sağladılar.
Türklere esaret ve zelil bir hayat hazırlıyorlardı. Bunun bir
an önce gerçekleşmesi için de işgallere hız verdiler.
Mütarekenin imzalanmasından
15 Mayıs 1915 tarihinde İzmir’in işgaline kadar gerçekleşen
işgaller şu sırayı takip etti:
Fransızlar 11 Aralık
1918’de Dörtyol’u, 17 Aralık 1918’de Mersin’i, 26 Aralık
1918’de Pozantı’ya kadar bütün Adana vilayetini, 3 Şubat
1919’da Çiftehan’ı, 16 Nisan 1919’da Afyon Karahisar
istasyonunu;
İngilizler 24 Aralık
1918’de Batum’u, 10 Ocak 1919’da Ayıntab’ı, 13 Ocak
1919’da Cerablus’u ve Karkamış’ı, 23 Ocak 1919’da Konya
İstasyonu’nu, 22 Şubat 1919’da Maraş’ı, 27 şubat
1919’da Bilecik’i, 24 Mart 1919’da Urfa’yı, 13 Nisan
1919’da Kars’ı işgal etmişlerdi. İngilizler, ayrıca 9
Mart 1919’da Samsun’a bir müfreze asker çıkarmışlar ve
bir kaç gün sonra Merzifon’a bir kıta göndermişlerdi.
İtalyan’lar 28 Mart
1919’da Antalya’yı, 4 Mayıs 1919’da Kuşadası’nı, 11
Mayıs 1919’da Fethiye’yi, Bodrum ve Marmaris’i işgal
ettiler. İtalyanlar, ayrıca 2 Nisan 1919’da Konya’ya bir
tabur ile 14 Mayıs 1919’da Akşehir’e bir müfreze yerleştirdiler.
Yunanlılar
ise 9 Ocak 1919’da Uzunköprü-Hadimköy Demiryolu’nu; İngiliz-Fransız
müşterek birlikleri de 1 şubat 1919’da Turgutlu-Aydın
Demiryolu’nu işgal ettiler.
Paris
barış Konferansı’ndan İzmir’in işgali üzerine bir karar
çıkınca, Yunanlılar tarafından İzmir’in işgal edilmesi için
hazırlıklar yapıldı. İngiliz amirali Calthorpe’e 7 Mayıs
1919’de İzmir’in işgal edileceği hükümeti tarafından
haber verildi. Bunun üzerine Amiral İstanbul’dan ayrılarak 13
Mayıs’da İzmir’e geldi. Fransız, İtalyan, Yunan subayları
ile bir toplantı yaparak; işgalin nasıl gerçekleştirileceği
ve nerelerin işgal edileceği de karar bağlandı. Bu toplantıda
İzmir’in bir Yunan tümeni tarafından işgal edilmesi de karar
bağlandı. Amiral İzmir valisine ve 17. Kolorduya bir nota ile
Mondros Mütarekesinin 7. maddesine göre işgal edileceğini, 15
Mayıs’da yapılacak işgal olayında bir olay çıkmaması için
Türk askerlerinin kışlalarından çıkmamalarını; haberlerin
engellenmesi için de telgrafhanenin İngilizler tarafından işgal
edileceğini de Vali Ali Nadir Paşa’ya bildirdi.
Bu
arada Yunan deniz yüzbaşısı Mavroidis, bazı Rumları kiliseye
toplayarak İzmir’in Yunan birliklerince işgal edileceğini müjdeledi.
Venizelos tarafından gönderilen bildiriyi de okudu. Yerli Rumlar
“Megalo İdea”nın gerçekleşeceği sevinciyle coşmaya başladılar.
Türk milleti için kara günler başlamıştı.
Diğer
taraftan İzmir’in işgal edileceğini haber alan Türkocağı
üyeleri ve İzmir Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından kurulan
Redd-i İlhak Heyet-i Milliyesi, müslüman Türk halkını Meşatlık’ta
yapılacak mitinge davet eden bildiriler yayınlayarak, halkı
mitinge çağırdılar.
15
Mayıs 1919 sabahı Yunan ve İngiliz savaş gemileri İzmir limanına
girdiler. Karaya Yunan askerleri çıkınca kilise çanları çalıyor,
kadınlı erkekli yerli Rumlar büyük bir coşku ile onları karşılıyorlar
ve İzmir Metropoliti tarafından Yunan askerleri takdis
ediliyorlardı. Yunan askerleri şehir içinde ilerlemeye başlayınca
gazeteci Osman Recep Nevres (Hasan Tahsin) Yunan bayrağını taşıyan
askeri öldürerek Türk milletinin sesini duyurdu. Kendisi de şehit
oldu. Bu olayı takiben Yunan askerleri askeri kışlayı işgal
ettiler. Türk askerlerine karşı konulmaması ve kışladan çıkılmaması
emredildiğinden askerlerimiz silah kullanmadı. Askerlerimizin üzerindeki
paraları ve kıymetli eşyaları alındı. Hakaretler edildi. Bir
kısmı da öldürüldü.
Esir
olarak alınan Türk askerleri ve sivil halka akla hayale gelmeyen
işkenceler yapıldı. Zito Venizelos demeyen Albay Süleyman
Fethi Bey şehit edildi. Kolordu Başhekimi Yarbay Şükrü Bey
de şehit
edilenler arasındaydı. Yunanlılar hem askerlerimizi, hem de
sivil halkı katlettiler. Öldürülen Türklerin cesetleri rıhtımdan
denize atıldı. Yunan katliamı o derece vahşete dönüştü ki,
İngiliz subayları askerlerin bu manzarayı görmemesi için
gemilerinin korkuluklarına tente çektirdiler. Yunan askerleri
katliamlar yanında Türklere ait dükkanları ve evleri de yağmaladılar,
kadınları ve çocukları öldürdüler. Öldürdükleri Türklerin
ayaklarına taşlar bağlayarak denize attılar. Kadınların, kızların
ırzlarına tecavüz ettiler. Yunan işgali kısa zamanda İzmir’in
dışına da çıkıp 16 Mayıs’ta Urla, 17 Mayıs’ta Çeşme,
20 Mayıs’ta Torbalı, 22 Mayıs Menemen, 25 Mayıs Manisa, Bayındır,
Selçuk, 27 Mayıs Aydın, 28 Mayıs Ayvalık ve Tire, 29 Mayıs
Turgutlu, 4 Haziran Nazilli, 5 Haziran Akhisar, 12 Haziran Bergama
işgale uğradı.
İşgallerin
başlamasıyla bütün Türkiye’de büyük bir kaynaşma meydana
geldi. Ordu birliklerinin yerlerinden oynatılması ve terhis,
askerî malzeme ve silah nakliyatı, yerlerine dönen göçmenler,
işgal kuvvetlerinin gidiş gelişi, Türkiye’de bulunan Alman
ve Avusturya asker ve subaylarının sevki, başta İstanbul olmak
üzere önemli merkezleri ve yolları devamlı bir harekete sahne
yaptı. Hiçbir yerde nizam, intizam kalmamıştı. Memleketin her
tarafı asker firarileri, hapishane kaçkınları ile dolmuş,
Anadolu adeta eşkıya yatağı olmuştu. Binlerce aziz şehidi
toprağa gömen, yüzbinlerce öksüz çocuğa, sakat ve kötürüm
insana şahit olan bu millet artık yeni bir maceraya sürüklenmek
de istemiyordu.
|