|
Yüklem
Özne
Nesne
Yer Tamlayıcısı (Dolaylı Tümleç)
Zarf Tümleci
Cümle Dışı Unsurlar
Bir
duyguyu, bir düşünceyi, bir hareketi, bir olayı okuyan veya
dinleyende herhangi bir soruya meydan vermeyecek şekilde tam
olarak anlatmaya yarayan kelime veya kelime dizisine cümle
denir. Yukarıda anlatılan kelime grupları belirtme
grubu idi. Temel işlevi yargı ifade etmek olan cümle ise en
geniş kelime grubudur, yargı
grubudur.
Cümle
kurmak için en azından çekimli bir fiil şarttır. Cümle; yargı,
zaman ve kişi kavramını birlikte taşıyan çalışıyorum
veya görevliyiz örneklerine
benzer biçimde bir kelimeden oluşabileceği gibi birden çok
yargı veya temel yargıya bağlı bir çok yan yargılardan da
oluşabilir.
Bir
cümlede kelime sayısı, anlatılmak istenilenin kısa veya uzun
olmasına göre az veya çok olur. Düşüncelerin daha etraflıca
anlatılması için çoğu zaman cümledeki kelime sayısını artırmak
gerekir. Günlük konuşmalarda kurulan cümlelerin kurallı
olup olmadığına, cümledeki kelimelerin isteği tam olarak
ifade edip etmediğine pek dikkat edilmez. Konudan hareketle en
az çaba kanununun bir sonucu olarak genellikle kısa cümleler
kurulur hatta zaman zaman cümle bile kurmadan tek kelimeyle veya
bir işaretle karşılık verilebilir. Karşılıklı konuşma cümlelerinde
anlaşmayı sağlayacak belirtiler olması hâlinde cümle tek ögeden
de oluşabilir:
―
Gecenin bu saatinde ne arıyorsun buralarda?
― Kardeşimi. (Ben kardeşimi arıyorum.)
―
Sıcak ekmekler elini yakmaz mı senin?
― Yakmaz. (Benim elimi yakmaz.) gibi.
Düşüncelerin
yazılı olarak ifadesi gerektiğinde cümledeki kelime sayısı düşüncenin
genişliğine göre ayarlanır. Buradan şu sonucu çıkarmak mümkündür:
Düşünceyi istenilen biçimde tam olarak anlatmaya yetmeyen az
kelimeli cümlelerde ifade eksikliği hissedilir. Gerek olmadığı
hâlde fazla kelimelerle uzatılmış cümleler de sevimsiz ve
yersizdir. İçinde fazla kelime bulunmadığı hâlde anlatılmak
istenileni eksiksiz ifade edebilen cümle, cümlelerin en güzelidir.
Özlü sözler, bu nitelikteki cümlelerdir.
Titiz
yazarlar ve güzel konuşanlar cümlelerindeki kelime sayısını
düşüncelerinin genişliğine göre ayarlarlar. Cümleye eklenen
her yeni kelime, cümlenin daha açık ve anlaşılır olmasına
hizmet etmelidir. Aşağıdaki örneği, cümleye eklenen her yeni
kelimenin kattığı anlama göre inceleyiniz:
Geldi.
Yalçın geldi.
Yalçın dün geldi.
Yalçın, dün arabasıyla geldi.
Yalçın, dün arabasıyla köye geldi.
Yalçın, dün Almanya’dan arabasıyla köye geldi.
Oğlum Yalçın, dün Almanya’dan arabasıyla köye geldi.
Yıllardan beri yolunu dört gözle beklediğim büyük oğlum Yalçın,
dün öğleden sonra Almanya’dan yeni aldığı kırmızı
renkli opel marka arabasıyla yolu hâlâ asfaltlanmayan köye,
tozu dumana katarak geldi.
Bu
cümleyi daha da uzatmak mümkündür. Önemli olan, çok
kelimeyle uzun cümleler kurmak değildir. Düşüncenin genişliğine
ve kavratılmak istenilen anlam inceliğine göre uygun kelimeleri
seçip bunları dilin kuralları içinde bir sıraya koymaktır.
Cümlede
birbirinden tamamen farklı görevler üstlenen kelime ve kelime
grupları cümlenin ögelerini, bölümlerini oluşturur. Çekim
ekleriyle birbirlerine bağlanarak cümleyi oluşturan bu ögelerden
yüklem ve özne
asıl ögeler; nesne, dolaylı
tümleç, zarf tümleçleri yardımcı ögelerdir.
Cümlenin
üzerine kurulduğu temel ögedir. Cümlenin ağırlığını, yükünü
üzerine alan, taşıyan, yüklenen ögedir. Diğer ögeler yüklemin
tamamlayıcısı ve destekleyicisi
durumundadır.
Yüklem,
çekimli bir fiil veya kendisine ek-fiilin bağlandığı isim
soyundan bir kelime olur: öğreniyordum,
çalışmışsınız, bilesin; çocuktur, tembel değildi, üzgünüm,
okuldayız gibi. İsimlerden kurulmuş yüklemler değil
kelimesiyle olumsuz yapılır:
Aradığımız kitaplar bunlar değilmiş.
Türkçede
asıl unsurun sonda bulunması ilkesine göre yüklem cümlenin
sonunda bulunur. Ancak günlük konuşmalarda, şiir dilinde ve
atasözlerinde yüklemin yeri değişebilir:
“Korkma! Sönmez
bu şafaklarda yüzen al sancak.”
(Mehmet Âkif)
Sakla samanı; gelir zamanı.
Yoruluyorum bir haftadır bu işte.
Yüklem
tek kelime olabileceği gibi kelime grubu da olabilir. Birden
fazla kelimeden oluşan yüklemlere yüklem grubu da denir:
Karlı
dağlar atalarımın yurdudur. (isim tamlaması)
Bu,
bir hafta önce kaybolan pırlanta yüzüktü. (sıfat tamlaması)
Eşyanızı
buraya bırakabilirsiniz.
(birleşik fiil)
Ülkeler fethetmiş
komutan gibisin.
(edat grubu)
Kırk
sekizin yarısı yirmi dörttür.
(sayı grubu)
Bir
cümlede yüklem dışındaki ögeler birden fazla olabilir. Ancak
bir cümlede bir yüklem bulunur. Söz dizimindeki yüklem sayısı,
cümle sayısını gösterir:
Bugünkü
iş bitmiş, yemek yenmiş,
ocak başında sohbet başlamıştı.
(3 cümle)
Tamburu
eline alır, etrafa göz atar, coşar,
çaldıkça çalardı. (4 cümle)
Bir cümlede özellikle vurgulanmak, belirtilmek istenen unsurlar yükleme
yaklaştırılır.
Cümlelerde, anlaşılmaları için açık ipucu, belirtiler
bulunması durumunda yüklemler düşürülebilir. Böyle yüklemsiz
cümlelere kesik
cümle denir:
―
Sınav kâğıdını kim teslim etmedi?
―
Selma. (teslim etmedi)
Yüklemin gösterdiği işi, oluşu, hareketi, durumu üzerine
alan, fiilden ayrılmayan ögedir. Cümlede yapanı veya olanı
yalın hâlde karşılayan özne, (çokluk ve iyelik eki dışında)
çekim eki almadan fiile bağlanır:
Çocuklar,
sabahtan beri parkta oynuyorlar.
Çocuk bakıcısı, işini
çok seviyordu.
Göktuğ,
siparişleri tam vaktinde getirdi.
Kelime ve kelime grupları cümlede özne görevinde bulunabilir:
Konuşmak ihtiyaç
olabilir ama susmak sanattır.
(fiil ismi)
Gülay abla,
bugün yorgun görünüyordu. (unvan grubu)
Ömrünün
en güzel çağları
bu verimsiz topraklarda geçti.(isim tamlaması)
Dinamitle balık avlayanlar pişmandı. (sıfat-fiil grubu)
Cümlede aynı yükleme bağlanmış birden fazla özne olabilir:
Kitabı, defteri, kalemi, hiçbir şeyi yoktu.
Öznesinin kelime veya kelime grubu olarak açıkça söylenmediği
cümlelerin bu ögesi yüklemdeki kişi ekinden anlaşılır. Kişi
ekinin gösterdiği zamir, cümlenin öznesidir. Böyle öznelere gizli
özne de denir. Bu tip öznelerde anlam bakımından değil,
biçim bakımından bir gizlilik söz konusudur:
“Sen bir ceylân olsan ben de bir avcı,
Avlasam çöllerde
saz ile seni.”
(Âşık
Veysel)
(Ben)
Bütün bir yaz gelmeni bekledim.
(Sen)
Sözünü vaktinde yerine getirmezsin.
(O)
Kapıya doğru yavaşça süzüldü.
(Biz)
Kusurumuz ne kadar çoksa o kadar kusur ararız.
(Siz)
Bugünleri çok arayacaksınız.
Edilgen çatılı fiillerde özne açıkça belli değildir. Böyle
cümlelerde özne gibi görünen unsurlar işi yapan değil, yapılan
işten etkilenen nesnelerdir:
Çamaşırlar yıkandı. Yanlış yere park edilen arabalar çekildi.
Sorular görüldü.
Gereklilik kipinin teklik 3. kişisi bazı kullanımlarda özne
almaz: Şimdi eve gitmeli,
bir yorgunluk kahvesi içmeli, okumaya başlamalı.
Hitap unsurları (ünlemler), yükleme bağlanmadıkları için özne
değil cümle dışı unsur
olurlar:
“Arkadaş,
yurduma alçakları uğratma sakın”
(Mehmet
Âkif )
“Şair, sen üzüldükçe
ve öldükçe yaşarsın.”
(Faruk
Nafiz)
Hocam,
bu konuyu anlatmadınız.
Cümlede
özneyi bulmak için yüklem -an
/ -en’li sıfat-fiil hâline
getirilerek kim, ne
sorusu sorulur:
Yerinde
sayanlar, yürüyenlerden daha ziyade ayak patırtısı ederler.
(Cenap
Şahabettin)
(ayak
patırtısı eden kimler? ― yerinde sayanlar)
Yolun
kenarında kırmızı bir
araba duruyordu. (duran ne? ― kırmızı bir araba)
Türkçede cümle, yüklem ve özne üzerine kurulduğu için bu
iki öge arasında teklik-çokluk (sayı) ve kişi bakımından
uygunluk vardır. Ancak aşağıda sıraladığımız bazı özel
durumlarda bu uygunluğun olmadığı görülür:
a)
Teklik-çokluk uygunluğu
Türkçede genellikle özne ve yüklem arasında sayı bakımından
bir uygunluk vardır. Kişi ve kişi zamirleri özne olduğu zaman
özne teklikse yüklem de teklik; özne çokluksa yüklem de çokluk
olur:
Görevli,
biraz önce geldi.
Bu
hafta öğrenciler sınava
hazırlanıyorlar.
Biz üzerimize
düşeni yapacağız.
Aşağıda sıralanan bazı özel durumlarda özne ile yüklem arasında
teklik-çokluk bakımından bir uygunluk aranmaz:
·
Bitki,
hayvan, cansız varlık ve kavram isimleri (soyut isimler) çokluk
eki alarak cümlede özne olursa bunlar, teklik yükleme bağlanır:
Ağaçlar çiçek açtı. Bülbüller
ötüyor. Leylekler göç
ediyor. Şehirler de
insanlar gibi değişiyor. Kitaplar,
insanın ufkunu genişletir. Yıllar
su gibi akıp gidiyor. Kötülükler
unutulmalıdır. Bu sıkıntılar
ne zaman bitecek?
·
Yukarıda
örneklenen özneler kişileştirilirse, özneyle yüklem teklik-çokluk
bakımından uygunluk gösterir:
Bülbüller ağıt yakmaya başladılar.
Sokaklar benim gibi
yalnız kaldılar.
·
Organ
adları çokluk eki alarak özne olursa teklik yükleme bağlanır: Kulaklarınız iyi işitmiyor
galiba? Ellerim dondu. Dizlerim
ağrıyor. Gözlerim görmez oldu.
·
Özne
görevindeki teklik ve çokluk topluluk isimleri teklik yükleme
bağlanır: Meclis tatile girdi. Sürü,
çobanın insafına kaldı.
Ordular, savaşa hazırdı..
·
Özne
görevindeki hareket isimleri teklik yükleme bağlanır:
Koridorda koşuşmalar, gidip gelmeler
başladı.
b)
Kişi uygunluğu
Özneyle yüklem arasında kişi bakımından bir uygunluk bulunur.
Özne hangi kişi ise yüklem o kişiyi gösteren kişi ekini alır:
Siz öğrenmek için gayret ediyorsunuz.
Öznenin değişik kişilerden oluşması durumunda özneyle yüklem
arasındaki kişi uygunluğuna dikkat edilmelidir. Bir çözüm
olarak şu söylenebilir: Birden fazla kişiden oluşan özneyi
hangi kişi zamiri karşılıyorsa yüklem bu kişiyi gösteren kişi
ekini almalıdır:
Sen,
ben ve o (yani biz)bu sınavı kolayca kazanırız.
Sen
ve o (yani siz) çalışmıyorsunuz.
Ben
ve o (yani biz) saat üçe kadar ders çalıştık.
Şengül
ve ben (yani biz) sergiye gitmedik.
“Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız
Rengimize baksınlar kandan ve çamurdanız.”
(Necip
Fazıl)
Alçak gönüllülük göstermek, böbürlenmek, nezaket ve saygı
göstermek gibi bazı sebeplerle, özne bir kişi olduğu hâlde
çokluk olarak kullanılır ve buna bağlı olarak da yüklem çokluk
olur:
Araştırmamızı
bu noktada derinleştirelim. (alçak gönüllük)
Biz
her işin üstesinden geliriz. (böbürlenme)
İnternet
bağlantısını siz mi kuracaksınız? (nezaket)
Sayın Valimiz, şirketimizi ziyaret ettiler. (saygı)
Nesne, cümlede yüklemin bildirdiği, öznenin yaptığı işten
etkilenen ögedir. Geçişli fiiller, nesneye yönelerek onu
etkilediği için nesne, sadece yüklemi geçişli fiil olan cümlelerde
bulunur.
Nesne, yükleme belirtme hâli ekiyle (-ı, -i, -u, -ü) bağlanır.
Cümlede belirtme hâli ekini alan kelime veya kelime grubu sadece
nesne görevinde bulunabilir. Belirtme hâli ekini alan nesneler
belirtili
nesnedir. Nesneler bazen belirtme hâli ekini almadan da yükleme
bağlanabilir. Belirtme hâli ekini almayan nesnelere
belirtisiz nesne denir. Belirtili
nesneyi bulmak için yükleme
kimi, neyi soruları sorulur:
Gülleri,
çekerek büyütemezsiniz. (Neyi büyütemezsiniz? ― gülleri)
Cesaret, insanı
zafere; korkaklık ölüme götürür.
(Seneca)
(Kimi
götürür? ― insanı)
Başını
acemi berbere teslim eden cebinden pamuğunu
eksik etmesin.
(Neyi
eksik etmesin?― pamuğunu)
Belirtisiz
nesneyi bulmak için yükleme
ne sorusu sorulur:
Kütüphaneden
ödünç kitap almaya
gittiler.
(Ne
almaya gittiler?― ödünç kitap)
Bir cümlede birden fazla
nesnenin olması durumunda nesneler, belirtili veya belirtisiz aynı
cinsten olmalıdır: Bahçıvan
Mehmet, bahçedeki gülleri,
karanfilleri, lâleleri
bir bir sulardı.
Dolaylı tümleç, yüklemi yaklaşma, bulunma ayrılma bildirerek
tamlayan ögedir. Dolaylı tümleç fiilin yerini ve yönünü gösterdiği
için bu ögeye yer
tamlayıcısı da denir.
Dolaylı tümleç yaklaşma hâli (-a, -e), bulunma hâli (-da,
-de; -ta, -te) ve ayrılma hâli (-dan, -den; -tan, -ten)
ekleriyle yükleme bağlanan kelime veya kelime grubudur. İsim
veya isim soylu bir kelime ya da kelime grubunun dolaylı tümleç
olabilmesi için bu hâl eklerinden birini mutlaka alması şarttır.
Dolaylı
tümleci bulmak için yükleme
kime, kimde, kimden; neye, nereye, nerede, nereden sorularından uygun olanı sorulur:
Güneş girmeyen eve doktor
girer.
İşten
çıkmış, yorgun argın servise
yürüyordu.
“Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık;
Bir uykuya
daldık ki cehennemde uyandık.”
(Mehmet
Âkif)
“Düz ovadan sarpa
çekme yolunu
Ver mektebe
okutsunlar oğlunu
Doğru at adımın
sakın kolunu
Zehirli akrebe
yılana ne deñ.” (deñ:
dersin)
(Âşık
Veysel)
“Ormanda büyüyen
adam azgını
Çarşıda, pazarda
seyrân beğenmez.”
(Seyrânî)
“Bayramlarda, düğünlerde
Toplantıda,
yığınlarda
Sıkılınca
dar günlerde
Türküz türkü
çağırırız.”
(Âşık
Veysel)
Akacak
kan damarda durmaz.
İşten artmaz,
dişten artar.
Yaklaşma, bulunma, ve ayrılma hâli ekini alan zaman, hâl ve
miktar zarflarının dolaylı tümleç değil, zarf tümleci olduğu
unutulmamalıdır:
“Sabahtan uğradım
ben bir güzele.”
(Karacaoğlan)
Perdeler
birbiri ardınca birden kapandı.
Sahilde
tek başına dolaşıyordu.
Eylülde gel.
Yüklemi yer, yön, zaman, durum, miktar, vasıta, şart, soru yönüyle
tamamlayan zarflar, cümlede zarf tümleci olur:
Bugün bana
ise yarın sana.
Ne
öğretirseniz öğretiniz ama doğru
ve güzel öğretiniz.
Bugünlerde
haberleri dinlemekten çok
sıkılıyorum.
Bu
çocuk annesinden izin almadan dışarı
çıkıyor.
Ev
sahibiyle aranız nasıl açıldı?
Akıl,
insanın külâhında bir çividir. Ara sıra yumruk
yemeden kafanın içine
girmez.
Zarflar çekim eki almadan fiile doğrudan doğruya bağlanırlar.
Vasıta, eşitlik ve yön gösterme eki alan zarflarda bu ekler, hâl
eki göreviyle değil; zarf-fiil göreviyle kullanılan eklerdir:
Kapıyı
vurdum ve içeri
girdim.
İnsan
eğitimle doğmaz ama eğitimle
yaşar.
“İnsan, âlemde hayâl
ettiği müddetçe yaşar.”
(Yahya
Kemâl)
“Geniş kanatları
boşlukta simsiyah açılan
Ve
arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan
Geçince başlayacak bitmeyen sükûnlu gece.”
(Yahya
Kemâl)
Zarf
tümleçlerini bulmak için yükleme ne
zaman, nasıl, ne şekilde, ne gibi, neyle, kiminle, niçin, ne
kadar, hangi yöne gibi sorular
sorulur:
Biraz
geç kaldınız. (ne kadar geç kaldınız?)
Sabaha doğru, saat üçte geldi. (ne zaman geldi?)
Sora sora Bağdat
bulunur. (Bağdat nasıl bulunur?)
Babasının
dönüşünü tam iki ay,
sabırsızlıkla bekledi.(ne kadar, nasıl?)
Kimseyi üzmek istemediği için sesini çıkarmıyor. (niçin?)
Maçı
sayıyla kazandı. (nasıl, neyle?)
Edat grupları cümlede zarf göreviyle kullanıldığı için
bunların edat tümleci olarak değil zarf tümleci olarak gösterilmesi
uygundur.
Cümlenin kuruluşuna katılmayan ve dolaylı olarak cümlenin
anlamına yardımcı olan edatlar (bağlama edatları, ünlem
edatları, hitaplar, ara sözler) cümle dışı unsurlardır. Cümlenin
ögeleri bulunurken bunlar dikkate alınmaz: Evet,
şimdi seni de dinleyelim. Eyvâh! Ne
yer ne yâr kaldı. (A.
Hâmit) Şimdi, efendiler
–müsaade buyurursanız- size bir sual sorayım. (Atatürk)
gibi.
|